26 Nisan 2015 Pazar

İlim başka irfan başkadır


Birinci Dünya savaşı ve Milli Mücadeleden bu yana doğmuş, büyümüş, yaşamış, az çok tahsil görmüş olup da "Milli Edebiyat" akımının öncüsü, Türk hikayeciliğinin piri Ömer Seyfettin’in (1884-1920) bir kitabını, hiç değilse bir iki hikayesini okumayan Türk insanı yok denecek kadar azdır. Ömer Seyfettin, başarılı hikâyeciliğinin yanı sıra, bazı konularda kuvvetli gözlemleri de olan bir Türk aydını idi. Onun bu gözlemlerinden biri de, Türk halkının okumamış bile olsa irfan sahibi olduğu, sağduyusu ile okumuşların bile kavrayamadığı bazı gerçekleri kavradığı yolundaydı. Ömer Seyfettin bunu anlatmak için, "Azizim, Türk halkı âlim değildir, ama ariftir." sözünü sık sık tekrarlarmış.

Ülkede birçok zorunlu ihtiyaç maddesi yüzünden sıkıntı çekildiği, bazılarının karneye bağlandığı, bazılarının ise temelli yok olduğu I. Dünya Savaşı sonrasında, Ömer Seyfettin Batı Anadolu vilayetlerinden birinde bir lisede öğretmenmiş. Bir gün öğretmenler odasına müjdeli bir haberle girmiş:

— Arkadaşlar, gözünüz aydın, Avusturya, Türkiye’ye vagonlar dolusu şeker gönderiyormuş!
Bunun üzerine bütün öğretmenler:
— Yaşasın, bundan sonra çayımızı, kahvemizi adam gibi içeceğiz, diye sevinç çığlıkları atmış.
Ömer Seyfettin bu sahnenin hemen arkasından okulun baş hademesini öğretmenler odasına çağırmış ve herkesin huzurunda ona da:

— Hasan Efendi, haberin var mı, Avusturya bize vagonlar dolusu şeker gönderiyormuş, demiş.
Hasan Efendi kendini toparlayıp terbiyeli bir eda ile cevap vermiş:
— İnanmayın beyim, palavradır bunlar, bu kıtlıkta Avusturya şeker bulsa kendi yer!
Hasan Efendinin bu tepkisi üzerine Ömer Seyfettin çığlık atmış. Ellerini çırparak şöyle demiş:

— Gördünüz mü arkadaşlar, ben boşuna demiyorum, "Türk halkı âlim değildir ama ariftir." diye.
Ben bir yalan uydurdum. "Avusturya bize şeker gönderiyor" diye, siz okumuşlar hemen inandınız. Ama gördüğünüz gibi Hasan Efendi yutmadı. îşte Türk halkı birçok gerçeği böyle sağduyusu ve irfanı ile keşfetmiştir.